(SON BÖLÜM)
Üretim araçları üzerindeki mülkiyet değişecek midir? Yoksa devletler, halka belirli bir gelir vererek onların birkaç büyük şirketin ürettiği malları satın almasını mı sağlayacaktır?
İkinci seçenek gerçekleşirse ortaya oldukça çarpıcı bir düzen çıkar: Maliyetler toplumsallaştırılır, kârlar özelleştirilir. Devlet halka para verir; halk bu parayla teknoloji tekellerinin ürünlerini satın alır ve verilen para yeniden sermayenin kasasına döner. Böylece halk özgürleşmez. Yalnızca pazarın devamlılığını sağlayan, devlet tarafından finanse edilmiş bir tüketici kitlesine dönüştürülür…
Bu nedenle Musk’ın anlattığı, çalışmanın zorunluluk olmaktan çıktığı bolluk toplumunun kapitalist mülkiyet ilişkileri içinde gerçekleşebileceğine inanmıyorum. Kapitalizm teknolojik bolluğu kendiliğinden toplumsal özgürlüğe dönüştürmez. Tam tersine, gerekli demokratik ve toplumsal müdahaleler yapılmazsa üretkenlik artışı kârın, servetin ve iktidarın daha az elde toplanmasına yol açacaktır…
Musk’ın anlattığı gelecek, kapitalizmden çok sosyalizmin ve daha ileri bir aşamada sınıfların ortadan kalktığı komünist toplum düşüncesinin imkânlarıyla örtüşmektedir. Marx’ın öngördüğü biçimde zorunlu çalışma süresinin kısalması ve insanın özgür gelişimi için daha geniş bir zaman alanının açılması, üretim araçlarının birkaç kişinin özel mülkiyetinden çıkarılarak toplumsallaştırılmasıyla mümkün olabilir. Ancak o zaman robotların çalışması, insanların işsiz kalması değil; bütün toplumun daha az çalışması anlamına gelir. Üretkenlik artışı birkaç şirket sahibinin servetini büyütmek yerine çalışma saatlerini azaltır, kamusal hizmetleri geliştirir ve toplumsal refahı yükseltir… Başka bir deyişle robotların ürettiği değer, robotların sahiplerine değil topluma ait olmalıdır…
Burada sözünü ettiğim her şeyin merkezî bir bürokrasinin elinde toplandığı ve insanın karar süreçlerinden uzaklaştırıldığı bir devletçilik değildir. Yapay zekâ çağının sosyalizmi demokratik, katılımcı, çoğulcu ve özgürlükçü olmak zorundadır. Yalnızca devlet mülkiyeti, adil ve özgür bir toplumun güvencesi değildir. Musk’ın aşırı sağ hareketlere, Almanya’daki AFD gibi yapılara ve Trump gibi otoriter-popülist liderlere verdiği destek, bu nedenle bolluk vaatleriyle büyük bir çelişki içindedir. Bir taraftan bütün insanlığa refah ve özgürlük vaat ederken diğer taraftan eşitlik, dayanışma ve demokratik paylaşım yerine milliyetçiliği, otoriterliği ve sermaye merkezli siyaseti desteklemektedir…
Üstelik Musk yalnızca bir iş insanı değildir. Yapay zekâdan robot teknolojisine, sosyal medya platformlarından uydu sistemlerine, ulaşımdan uzay çalışmalarına kadar giderek büyüyen bir ekonomik, teknolojik ve siyasal gücün merkezinde bulunmaktadır. Böyle bir gücün demokratik denetim dışında kalması, yapay zekânın kendisinden bağımsız olarak bile ciddi bir tehlikedir…
Egemenlik yalnızca ekonomik güçle, yasalarla ya da devletin zorlayıcı araçlarıyla kurulmaz. İnsanların mevcut düzeni doğal, kaçınılmaz ve hatta kendi çıkarlarına uygun görmelerini sağlayan bir toplumsal rıza da üretilir. Egemen sınıflar yalnızca bugünü yönetmez; geleceğin nasıl düşünüleceğini de belirlemeye çalışır.
Musk da yalnızca otomobil, uydu, yapay zekâ sistemi ya da insansı robot üretmiyor. Aynı zamanda geleceğe ilişkin bir hikâye üretiyor.
Bu hikâyede teknolojik gelişme kaçınılmaz, büyük teknoloji şirketlerinin liderliği doğal, özel mülkiyet ise tartışılmaz gösteriliyor. “İşinizi kaybetmekten korkmayın; sonunda hepiniz bolluk içinde yaşayacaksınız” deniliyor…
ABD Başkanı Trump seçimlerde yanına aldığı Musk verdiği yetkiyi Trump’ın aleyhine kullanınca Trump, Musk’tan hemen kurtuldu. Sırada Dünya Musk’tan kurtulmanın çarelerini aramalıdır. Yoksa İnsanların işsizlik ve gelecek korkularından kurtulamayacak.
Kuracağımız ekonomik düzen, geliştireceğimiz demokratik denetim, eğitim ve savunacağımız insani değerler konuyu belirleyecektir…