Günümüze baktığımızda, özellikle gençlerde gördüğümüz bezginlik, yorgun görünme hali, neden olduğunu araştırmaya kalktığınızda karşınıza çıkan insanların sırtına yüklenen yükler!
Yükün Anlamı: sorumluluk. Bu sorumluluk sadece gençlerde görülmüyor. Anne ve Babalarda daha büyük yükler var sırtlarında. Günümüzde Türkiye Nüfusunda gerileme var. Doğurganlık yok oluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, her fırsatta Türkiye de yaşlanan nüfuz ve doğurganlığın azalması nedeniyle genç nüfusun azaldığı görülmekte dese de İnsanlarımız, hayat pahalılığını, işsizliği bahane ederek çok çocuk yapmayı istememekte. İşte bu da yük altına girmeyi istemediklerini ve yük altında aşırı yorgunluk taşıdıklarını ve yıprandıklarını ifade ediyorlar…
Gerçeklere bakacak olursak, sorumluluk paylaşılmadığında, yük büyür; yük büyüdüğünde toplum küçülür. Bir toplumun gücü, sahip olduğu imkânlarda değil; o imkânların nasıl paylaşıldığında gizlidir. Ve bu paylaşımın en görünmeyen ama en belirleyici unsuru sorumluluktur. Çünkü sorumluluk, yalnızca yapılması gerekenleri bilmek değil; o gerekliliği üstlenme yerine getirme iradesidir…
Bugün birçok toplumda en derin sorunlardan biri, sorumluluğun sürekli yer değiştirmesidir. Herkes bir şeylerin eksik olduğunu hisseder, ama kimse o eksikliğin kendisiyle olan bağını kurmak istemez. Ve işte tam bu noktada, sorumluluk bir yük olmaktan çıkar, kaçınılan bir ağırlığa dönüşmektedir…
Sorumluluğun Dağılımı
Sorumluluk dağıtılmazsa, suç yayılır. Sorumluluk, birey ile toplum arasında kurulan en hassas dengelerden biridir. Eğer bu denge bozulursa, insanlar ya her şeyi başkalarından beklemeye başlar ya da hiçbir şeyin kendileriyle ilgili olmadığını düşünür. Bu durumun en tehlikeli sonucu ise şudur: Hatalar kişisel olmaktan çıkar, kolektif hâle gelir. Ama sorumluluk kolektifleşmez. Böylece, herkesin payı olduğu sorunlar, kimsenin sahiplenmediği bir boşluğa dönüşebilecektir…
Güven ve Vicdanın Kesişimi!
Sorumluluk yoksa güven kurulmaz; vicdan ise yön bulamaz.
Bağlayıcı üçlünün son halkası olarak sorumluluk, güven ve vicdanı birbirine bağlayan köprüdür. Güven, sorumlulukla beslenir. Vicdan, sorumlulukla yön bulur. İnsan, sorumluluk aldıkça güvenilir hâle gelmektedir. Toplum, sorumluluk paylaştıkça bütünleşir. Aksi durumda, güven zayıflar ve vicdan yalnızlaşır…
Bireyden Topluma, Sorumluluktan kaçan birey, özgür olduğunu sanır; oysa yalnızlaşır. Modern toplumun en büyük yanılgılarından biri, sorumluluk ile özgürlüğü birbirine karşıt kavramlar olarak görmesidir. Oysa gerçek özgürlük, sorumluluğun içinden doğar.
Sorumluluk almayan birey, kısa vadede daha rahat hissedebilir. Ancak uzun vadede, bu durum onu hem toplumdan hem de
kendisinden uzaklaştırır. Çünkü insan, ancak bir şeye karşı sorumluluk duyduğunda, o şeyle gerçek bir bağ kurar…
Felsefi Bir Derinlik aslına bakarsanız bir sorumluluk, özgürlüğün bedeli değil; anlamının kendisidir. Felsefi açıdan bakıldığında sorumluluk, insanın varoluşunun merkezinde yer alır. İnsan, seçim yapabilen bir varlıktır; ancak bu seçimler, sonuçlarıyla birlikte anlam kazanır. Bu nedenle sorumluluk, bir zorunluluk değil; bir varoluş biçimidir. İnsan sorumluluk aldıkça kendini kurar, geliştikçe topluma katkı sağlamaktadır…
Sorumluluk, bir toplumun görünmeyen omuzlarıdır. Taşınmadığında yük büyür, büyüdüğünde ise herkesin altında kalacağı bir ağırlığa dönüşür. Bu yüzden mesele, kimin ne yapması gerektiğini bilmek değil; kimin neyi üstlenmeye hazır olduğunu görmektir. Belki de tarih bir gün şunu yazacaktır: “Sorumluluktan kaçan toplumlar, hatalarından değil; sahiplenmedikleri geleceklerden çöktü.”
İşte bu nedenle üzerimize düşen sorumlulukları yalnız kendimiz için değil, yaşadığımız ülkemiz içinde yapmamız gerekir. Yük altına kal sakta yapmak zorundayız…